Astronotlar Uzay Boşluğuna Düşerse Ne Olur? ve 19 İlginç Kozmik Soru  

Photo by Pixabay on Pexels.com
0 51

Teknolojinin ciddi bir şekilde, oldukça hızlı bir şekilde ilerliyor olması elbette bilim dünyasını da heyecanlandırıyor. Bilim insanlarına sunulan yepyeni teknikler ve teknolojik materyallerle, kafaları karıştıran pek çok konu aydınlanmaya devam ediyor. Peki ya aklımıza geldiğinde belki de saçma olduğunu düşünüp soramadığımız enteresan sorular? Örneğin; Jüpiter diye bir gezegen hiç var olmamış olsaydı evrende neler değişirdi ya da Dünya şimdikinden 2 kat daha büyük olsaydı? İşte tüm bu sorularınızı yanıtlamak için de biz varız! Sizler için uzayla ilgili merak edilen 20 kozmik soruyu inceleyip cevaplarını derledik. O zaman hızlıca başlayalım:

photo of moon hologram floating on water near people inside room
Photo by Romain Kamin on Pexels.com

1- Ay patlasaydı ne olurdu?

Bu sorunun yanıtına Ay’ın hangi koşullarda patlayabileceğini açıklayarak başlayalım: Ay ancak çok şiddetli bir çarpışmadan sonra parçalanabilir. Yani, kafa kafaya yaşanan devasa çarpışma sırasında ortaya çıkacak enerji Ay’ı parçalamaya yetecektir. Çarpışma sonrası karşılaşacağımız manzara ise, tamamen çarpışmanın hangi koşullarda gerçekleştiğiyle ilişkilidir.

Örneğin, çok hızlı bir şekilde gerçekleşen büyük bir patlama fazlaca buhar parçacığı oluşmasına neden olacak ve bu buhar parçaları ise milyarlarca camın oluşumuna neden olacaktır. Eğer çarpışma hızlı gerçekleşmemiş ise, çapı onlarca hatta belki yüzlerce kilometre olacak şekilde büyük parçalar meydana gelecektir.

white and black moon with black skies and body of water photography during night time
Photo by GEORGE DESIPRIS on Pexels.com

Dünya’nın çevresindeki yörüngede, Ay mesafesinde bulunan bu enkaz, kararsız bir yapıya sahip olacağından birçoğu Güneş’in çevresindeki bir yörüngede kalır. Diğerleri ise Dünya’nın yörüngesinde tekrar dev bir cisim meydana getirmek için birleşir. Ancak elbette bu tip bir senaryonun gerçekleşebilmesi, yüzbinler hatta milyonlarca yıl sürecektir. Ay’ın yok iken haliyle Ay’dan kaynaklanan gelgitler yaşanmaz. Fakat, Güneş kaynaklı gelgitler Dünya’da hissedilmeye devam eder. Daha düşük şiddetlerde de olsa günde ortalama iki kez gerçekleşir. Şiddetli gelgitlere adapte olmuş bazı canlılar, Güneş kaynaklı düşük seviyeli gelgitlerle hayata devam etmekte zorlanacağı için bu canlıların nesilleri zaman içerisinde tükenebilir. Ayrıca, Dünya’mızın uydusu olma görevini yerine getiren Ay var olmaması, Dünya’nın dönme ekseninde kontrolsüz titreşimler oluşmasına sebep olur ve eğer Ay parçalansaydı Dünya’da da tıpkı Satürn gezegeninde olduğu gibi bir halka gözlemlenirdi.

blue moon in the sky
Photo by Rodolfo Boscan on Pexels.com

2- Jüpiter olmasaydı ne olurdu?

Jüpiter olmasaydı Dünya’da hayat devam ediyor olabilirdi. Dünya’nın oluşumu sırasında yüksek ihtimalle çok daha ağır bombardımanlara maruz kalınır ve muhtemelen yaşam çok daha geç başlardı ya da dinozorların neslini tüketecek çarpma olayları daha çok meydana gelirdi.

Bu soru üzerine çalışmalar yapan bilim insanları, Jüpiter’in var olmaması durumunda Dünya’ya çok daha fazla asteroidin çarpabileceğini düşünüyor. Buna karşın güncel bazı bilimsel çalışmalar ise, Dünya’ya çarpan bazı asteroitleri Jüpiter’in yönlendirdiği sonucuna ulaştı.

Güneş Sistemi’nin meydana gelişiyle ilgili düşüncelerden birisi de, Güneş Sistemi’nin şu anki durumunun Satürn ve Jüpiter’den kaynaklandığı yönünde. Güneş Sistemi oluşurken bu iki gezegenin Güneş’ten sonra ilerleyerek iç gezegenleri muhafaza ettikleri düşünülüyor.

scenic view of galaxy in space
Photo by Adam Krypel on Pexels.com

3- Süper kütleli iki karadelik çarpışsaydı ne olurdu?

Teknolojinin bilim üzerindeki etkisini bu soruda net bir şekilde görebiliyoruz. Uzayla ilgili tasarlanan simülasyonlar, bu sorunun daha rahat bir şekilde yanıtlayabilmemizi sağlıyor. Süper kütleli iki karadeliğin çarpışabilmesi için elbette karadeliklerin birbirlerine yakın yörüngelerde hareket ediyor olması gerekmektedir.

Karadeliklerin sahip olduğu kütle çekimleri, içerisinde olan toz ve sıcak gaz diskinde bir geçit meydana getirir ve böylece madde akımları oluşarak karadeliklerin beslenmesini sağlar. Birbirine yaklaşan iki karadeliğin madde akımları güçsüzleşir, buradan gerçekleşecek olan bir birleşmenin sinyallerini alırız.

Jetler, karadeliklerin kutuplarından salınır ve böyle bir durum yaşandığında bu jetler birleşerek tek bir jeti oluşturur. Bilim dünyası, birleşmenin net bir şekilde nasıl gerçekleşebileceğini henüz bilmiyor fakat böyle bir çarpışmanın uzay-zamanda çok şiddetli dalgalanmalar meydana getireceğine kesin gözüyle bakılıyor. Yaşanacak birleşme sonrasında madde akımı yükselir ve dolayısıyla ışınım artar, bu da bize birleşmenin yaşanıp bittiğini işaret eder.

sun fire hot research
Photo by Pixabay on Pexels.com

4- Güneş aniden yok olsaydı ne olurdu?

Güneş’in birdenbire ortadan kaybolması, Dünya’da ancak 8,5 dakika sonra fark edilebilirdi. Ay ve diğer tüm gezegenler hızlı bir şekilde sonsuz karanlık bir evren haline gelirdi. Çok geçmeden küresel sıcaklığın yaklaşık -100 derecelere kadar düştüğünü ve atmosferde donmanın gerçekleşeceğini söyleyebiliriz. Dünya’yı şu anki konumunda tutan Güneş yok olsaydı, içinde yaşadığımız gezegen ve diğer tüm gezegenler var olan sistemin dışarısına, derin uzay boşluğuna savrulurdu.

back view of astronauts holding hands
Photo by RODNAE Productions on Pexels.com

5- Mars’taki tüm buzlar eriseydi ne olurdu?

Genellikle Mars’ın tamamının çorak yerlerden oluştuğu düşünülür, ancak bunu bir kez daha düşünmelisiniz. Özellikle Mars’ta yer altında ve kutuplarında devasa büyüklükte buzulların aldığını biliyoruz. Güncel bilimsel tahminler, Mars’ta tam 15 milyar metreküp sonmuş su kütlesi olduğunu ortaya koyuyor. Bu miktar da Mars’ın tüm yüzeyini 1,1 metre derinliğindeki suyla kaplayabilmek için oldukça yeterli görünüyor.

Mars’taki buzulları su formunda gözlemlemiyor oluşumuzun sebebi Mars’ın sahip olduğu atmosferin çok ince bir yapıda olması. Yüzeye çıkmayı başaran su molekülleri, düşük seviyelerdeki atmosfer basıncı sebebiyle sıvı kalamıyor ve hızlıca buharlaşıyor. Fakat, Mars’ta bulunan bütün buzların erimesiyle beraber bazı bilim insanları sera etkisinin meydana geleceğini ve gezegenin atmosferinin de kalınlaşabileceğini düşünüyor. Böyle bir durum oluşursa Mars’ta da sıvı formda su bulunabilir. Sıvı formda kalabilen su Mars’taki bazı bölgelere dolarak, yeryüzünde denizler, göller hatta okyanuslar bile meydana getirebilirdi. Bu kadar fazla miktarda suyun olduğu yerde bitki yaşamı da başlayabilir ve insanlar için harika bir fırsat olabilirdi.

planet earth
Photo by Pixabay on Pexels.com

6- Dünya dönmeyi bıraksaydı ne olurdu?

Dünya aniden dönmekten vazgeçseydi ve dursaydı, güney veya kuzey kutbunda yaşamayan bir insanın tanık olacağı ilk şey süpersonik rüzgarlar olabilirdi. Dünya dursa bile atmosferin hareketi devam edeceğinden saatte yaklaşık 1770 kilometreye kadar çıkan rüzgarlar yaşanabilirdi. NASA’ya göre Dünya’nın hareketsiz oluşu sonucunda anakayayla bağlantısı olmayan bütün her şey dümdüz bir hal alırdı. Oluşan dalgalar, doğu tarafında kalan bütün sahilleri imha edecek güçte olurdu.

body of water during golden hour
Photo by Sebastian Voortman on Pexels.com

7- Güneş’e dev bir kova su dökseydik ne olurdu?

Dünya’da herhangi bir ateşe su döktüğünüzde muhtemelen onu söndürürsünüz. Fakat Güneş’teki ateşin Dünya’daki gibi olmadığını bilmelisiniz. Güneş’te hidrojeni helyum haline getiren nükleer füzyon olayı sayesinde ısı meydana geliyor. 

Suyun oksijen ve hidrojenin birleşiminden oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Aslında cevap bu bilgide gizli. Bu iki molekülün birleşip su molekülü olduğunu göz önüne alırsak, Güneş’e kocaman bir kova su döksek dahi onun sönmeyeceği sonucuna ulaşabiliriz. Üstelik döktüğümüz bu su sayesinde daha parlak bir hal alan Güneş aynı zamanda daha hızlı yanmaya başlar.

Eğer bahsettiğimiz devasa miktardaki su sonsuz olsaydı, bu kez Güneş’in çabucak birtakım evrelerden geçtiğini görebilirdik. Bu evrelerden bir tanesi helyum flaş şeklinde isimlendiriliyor: Güneş’te artan helyumdan dolayı kontrolsüz bir şekilde helyum füzyonunun oluştuğu evre.

Güneş’e durmaksızın su dökseydik bu olayın sonucunda ise, Güneş’in kütlesini ciddi şekilde arttırır ve bir karadelik haline gelmesine neden olabilirdik ve yüzeyi çok fazla genişleyen Güneş bu dönüşüme girmeden önce yüksek ihtimalle bütün gezegenleri içine çekmiş olurdu.

photo of supernova in galaxy
Photo by Alex Andrews on Pexels.com

8- Dünya’nın yakınında bir süpernova meydana gelseydi ne olurdu?

Herhangi bir yıldızın Dünya’da yıkımlara neden olabilmesi için gezegenimize 50 ışıkyılından daha kısa mesafede bulunuyor olması gerekir. Şu an Dünya’ya o kadar yakın mesafede süpernova gerçekleştirebilecek bir yıldız bulunmuyor. Ama böyle bir olayın gerçekleşebilecek olduğunu düşünürsek; yaşanan süpernova sonrasında açığa çıkan yoğun gama ve X-ışınları biyosferi ve ozon tabakasını imha eder ve böylece bizi ciddi bir radyasyonla baş başa bırakırdı. Ayrıca böyle bir durumda atmosferdeki oksijen ve azot iyonize olur ve azot oksit bileşiğinin meydana gelmesiyle Dünya’daki yaşam sona ererdi.

blue pink and white andromeda galaxy way
Photo by Miriam Espacio on Pexels.com

9- Uzay hava ile dolsa ne olurdu?

İçi hava dolu bir evrenin kararsız bir yapıda olmadığını varsaydığımızda, böyle bir durumda Güneş’ten dolayı başka hiçbir sesi algılayamayacağımızı söyleyebiliriz. Güneş’ten Dünya’ya yaklaşık 100-125 desibel arası gürültü gönderilirdi. Üstelik bu gürültü seviyesi canlılar için ciddi bir tehlike içeriyor. Fiziksel zarar verebilecek bu desibel seviyesinde gürültü, Dünya dışındaki canlıların yaşamını tehdit etmese bile ciddi acılar çekmesine sebep olabilirdi. Fakat böyle bir durumda evrende genel anlamda maddenin kararlığından söz edemezdik. Bu yüzden de tüm maddeler hızlı bir şekilde kendi içine doğru çökmeye başlarlardı.

blue and gray moon during nighttime
Photo by Jaymantri on Pexels.com

10- Dünya’nın büyüklüğü iki katına çıksaydı ne olurdu?

Harvard’da bulunan Astrofizik Araştırma Merkezi’nde çalışmalarını sürdüren Dr. Scott Kenyon, Dünya’nın şimdiki kütlesinin iki katına sahip olması durumunda, oluşumunun erken dönemlerinde mevcut ısısının çok daha yavaş bir şekilde kaybedeceğini söylüyor. Atmosferin şu anki yoğunluğundan çok daha yoğun olacağını belirten Kenyon, var olan her şeyin ağırlığının iki katı olacağından hareketleri için çok daha fazla enerjiye ihtiyaçları olacağını da ekliyor.

Böyle bir durum, yılanları ve karıncaları son derece mutlu edebilirdi. Bunun sebebi ise bu senaryoda kuşlara çok sık rastlanmayacağı, insanların ise şu an olduğundan daha kısa ve daha yavaş hareketlerde bulunacak olmalarıdır. Yıldızlarla ilgili elimizde çok daha az veri olacağını söyleyen Kenyon, okyanusları daha iyi tanıyor olabileceğimizi de belirtiyor. Üstelik diktiğimiz binalar daha az gösterişe sahip olurdu ve mermiler ise çok kısa mesafelere gitmek için bile yüksek bir enerjiye ihtiyaç duyardı. Bu aslında savaşların daha az yaşanacağının da bir sebebi olabilir.

Dr. Dimitar Sasselov ise bu konuda Kenyon’dan farklı düşüncelere sahip. Dünya’nın 2 kat daha büyük bir gezegen olması durumunda kütlesinin 8 katına çıkacağını söyleyen Sasselov, bu kütle artışının yürümeyi oldukça zor bir hale getireceğini, dolayısıyla böyle bir durumda sahilde zaman geçirmenin daha mantıklı bir fikir olacağını da ekledi: “Çünkü su içerisinde daha hafifiz.”

woman in spacesuit
Photo by Mikhail Nilov on Pexels.com

11- Bir astronot uzaydayken başlığını çıkarsaydı ne olurdu?

Pek çok bilim-kurgu filminde yer aldığı gibi olmayacağı kesin! Uzaydayken başlığını çıkaran astronot anında ne patlar ne de boğulurdu. Vücutta bulunan bütün oksijenin tüketilmesi yaklaşık 15 saniye sürer ve böyle bir durum gerçekleştiğinde astronot nefesini tutmazsa 2 dakikaya kadar hayatta kalabilir. Fakat bu süre zarfında vücutta suyun hepsi buharlaşırdı.

sky earth space working
Photo by Pixabay on Pexels.com

12- UUİ tahliye edilmek zorunda kalsaydı ne olurdu?

Diyelim ki böyle bir felaket gerçekleşti ve UUİ (Uluslararası Uzay İstasyonu)’nin tahliye edilmesi gerekti. Herhangi bir meteroitin UUİ’de kalıcı bir hasara neden olduğunu ve mürettebatın en acil şekilde tahliye edilmek zorunda kaldığını farz edelim. Peki ya şimdi ne olacak?

UUİ’de acil durumlar oluşabilmesine karşı mürettebatın hepsini geriye getirebilecek sayıda araç yer alıyor. Acil durum alarmı veren UUİ mürettebatı, hızlıca atmosfere girerken giydikleri ekipmanlarını giyerek Soyuz veya Dragon kapsüllerine binerlerdi. Astronotlar için hazırlanan bu özel uzay araçları istasyonlarından tam 3 dakika içinde çıkabilecek şekilde tasarlanmış. Tahliye kararı sonrası astronotların Dünya’ya ulaşması ve iniş yapması yaklaşık 3 buçuk saat sürecektir. Fakat bu tahliye durumu UUİ’nin kaybedilmesi anlamına gelmezdi. Uluslararası Uzay İstasyonu zorunlu durumlarda mürettebat olmadan çalışabiliyor. Elbette UUİ, mürettebatı olmadan çok zaman geçmeden bakımsız bir hal alırdı.

astronaut astronomy cosmonaut galaxy
Photo by Pixabay on Pexels.com

13- Bir astronot uzay boşluğuna düşseydi ne olurdu?

UUİ’de astronotların tamamı uzay yürüyüşü yaptıkları sırada iki kişilik gruplar şeklinde çalışıyor ve her astronotta iki tane güvenlik bağı yer alıyor. Bu güvenlik bağlarında herhangi bir sebeple kopma olasılığına karşı, astronotların hepsinde SAFER isimli yardımcı bir sistem bulunuyor. Sırt çantasına benzeyen bu sistemde astronotların uzaydayken serbestçe hareket etmesine yarayan 24 küçük itici mevcut. Bu sistem, herhangi bir sebepten dolayı astronotun ana bağlantılarının kopsa bile uzay aracına rahatlıkla dönebilmesini sağlıyor. Peki ya böyle bir sistem var olmasaydı?

İşte o zaman durum biraz karmaşıklaşıyor. Astronot, bağlantıları koptuğunda UUİ’den ayrılarak uzay boşluğuna geçer ve bu durum engellenemezse, UUİ’de bulunan astronotlarla Soyuz aracı kullanılarak kurtarma operasyonu gerçekleştirilebilir. Uzay boşluğundayken Soyuz’un kapağını açmak pek mümkün olmayabilir fakat uzay boşluğuna süzülen astronot uzay aracına tutunarak kurtarılabilir. Astronotun böyle bir durumla karşılaştığında bilmesi gereken en önemli şeylerden biri, uzay aracında bulunan iticilere yaklaşmaması gerektiğidir, çünkü iticiler astronotu uzaya boşluğuna gönderebilir ya da elbisesinde hasara neden olabilir. Araca tutunan astronot istasyona getirildiğinde hava kilidinden içeri girebilir. Böyle bir durumu deneyimlemenin ne kadar güvenli ve güvenli olduğu bilinmediğinden, uzay ajanslarını tedirgin edebilir.

pexels-photo-60130.jpeg
Photo by SpaceX on Pexels.com

14- Apollo programı gerçekleştirilseydi ne olurdu?

Apollo Programı, bir dönem tüm insanların ilgisini çekmişti. O dönemde pek çok kişi, bir sonraki aşamanın Mars’a gidilmesi olduğuna inanıyordu. Hatta NASA, nükleer bir motor tasarlamaya başlamıştı: NERVA (Nuclear Engine for Rocket Vecihle Application)

Fakat durum hiç de tahmin edildiği gibi devam etmedi. 1972 yılında Apollo görevlerinin sonuncusu Apollo 18,19 ve 20’nin iptalinin ardından NERVA’nın geliştirilmesi de durdu. NASA, Apollo Programı yerine Uzay Mekiği Programı, Skylab Uzay İstasyonu ve son olarak da hepimizin bildiği Uluslararası Uzay İstasyonu yani UUİ’ye yöneldi. Bu konuda birkaç bilim insanı, Apollo programı gerçekleştirilmiş olsaydı, bugüne kadar Mars’ta bir üs olabileceğini düşünüyor.

astronaut standing beside american flag on the moon
Photo by Pixabay on Pexels.com

15- NASA sınırsız bir bütçeye sahip olsaydı ne olurdu?

NASA Langley Araştırma Merkezi’nde görev yapan üst düzey teknoloji uzmanı Dr. Troutman, insanlığın yaşamına devam edebilmesi için NASA’nın oldukça önemli bir kurum olduğunu düşündüğünü söylüyor. Dr. Troutman, Dünya’yı ve evrendeki yerini anlayabilmenin ve gezegenimizi koruyabilmenin oluşabilecek herhangi bir aksilikte çok önemli olacağını vurguluyor.

Troutman, yaşadığımız gezegeni çok daha iyi anlayabilmek için Dünya’yı yüksek çözünürlüklü kameralarla 7/24 takibini sağlayabileceği bir uydu ağı kuracağını ifade ediyor. Bu sistemden elde ettiği verileri ise çok hızlı bir internet ağı kullanarak tüm insanlığa naklen yayınlayacağını söyleyen Troutman, bu verilerle kaybolan bir çocuğun çok daha kolay bir şekilde bulunabileceğini ya da mahsulleri olan bir çiftçinin onlara su verip vermediğini rahatlıkla kontrol edebileceğini de ekliyor.

Dr. Troutman, Dünya’yı daha iyi koruyabilmek için imkanı olsaydı kuyrukluyıldızlarının ve asteroitlerin tespit edilebileceği bir uydu ağı oluşturarak bu sayede Dünya’ya dışardan gelen tehditlere karşı herhangi bir çözüm bulunabileceğini belirtiyor. Ayrıca Troutman, otomasyon teknolojilerine ciddi finansal yatırımlar yaparak, kaynak kullanımlarını fazlalaştırarak ve uzun vadeli itiş takımları geliştirerek uzaya insanların erişimini arttırmak isteyeceğinden bahsediyor. Bunların dışında Dünya-yörünge trafiğini tekrar kullanılabilecek roketler yardımıyla kolaylaştırma isteğinden söz eden Troutman, uzay asansörü teknolojisini iyileştirerek bu sayede Mars’ta ve Ay’da kalıcı olabilecek üsler kurabileceğimizi belirtiyor.

full moon in dark night sky
Photo by Joako Fuen on Pexels.com

16- Dünya’ya doğru gelen bir asteroit olsaydı ne olurdu?

Dünya’ya yaklaşmakta olan asteroitleri yönlendirme konusunda pek çok fikir bulunuyor. Ortaya atılan bu fikirlerde asıl hedef, asteroidi bulunduğu yörüngeden saptırmak. Bu konuda pek çok araştırma yapan NASA, test niteliğindeki çalışması DART (Çift Asteroit Yönlendirme Testi) görevini ilk kez Didymos asteroidini uzaklaştırmak için 24 Kasım’da gerçekleştirmişti. Bir çeşit kamikaze görev olan DART görevi, NASA’nın önemli çalışmalarından birisi.

Yaklaşık 500 kilogram ağırlığında olan bu uzay aracı, Didymos asteroidinin uydusu Dimorphos’a çarpması için fırlatıldı. Böyle bir çarpışma sonucunda Dünya’nın nasıl etkileneceğini görebilmemiz için DART’ın Dimorphos’a ulaşacağı 26 Eylül 2022 tarihini beklememiz gerekecek.

silhouette of woman wearing an alien costume
Photo by cottonbro on Pexels.com

17- Dünya’nın dışında zeki bir yaşam bulsaydık ne olurdu?

Bu konuda insanlık her zaman farklı gruplara ayrılmıştır. Kimileri Dünya’nın dışında bir yaşam olabileceğini düşündüğünü söylerken kimileri de bunu şiddetle reddeder. Pek çok insan Dünya dışında yaşamın varlığının bulunmasının huzursuzluk meydana getireceğini düşündüğü için devletlerin böyle bir bilgiyi gizli tutmak isteyeceğini düşünüyor. Bu düşünceleri göz önüne alırsak, halkın bu tarz şeyler duymaya ve bilmeye hazır olmadığından emin olabiliriz.

Komplo teorilerini büyük bir heyecanla dinleyen ve bunlara fanatik bir şekilde inanan kitle için kurulan bu senaryo mantıklı gelse de aslında gerçek pek de öyle değil. Geçtiğimiz yıllarda keşfedilen hatalı birkaç tane SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) alarmı, yaşanabilecek böyle bir süreçte neler gerçekleşebileceğini açıklamaya yetiyor.

Öyle bir durumda olabilecek ilk şey muhtemelen bilim insanların vücutlarında salgılanan adrenalinin ani bir şekilde yükselmesiyle karşılaşırdık. İlk heyecan durumunu atlattıktan sonra yapacakları ilk iş, alınan sinyalin gerçekten Dünya’nın dışında farklı bir gezegende yaşayan uzaylılardan gelip gelmediğini doğrulamak olurdu ve evet, bu günler alırdı. Medyaya sızan bu konu büyük ilgi toplar ve bu bilginin doğruluğu tespit edilmeye çalışılırdı. Genellikle hükümetler bu tip sinyallere pek ilgi göstermiyorlar.

Yapılan çalışmalar sonucunda uzaylılardan gelen sinyalin gerçek olduğu sonucuna ulaşılırsa konuyla alakalı bir basın toplantısı yapılırdı ki bu toplantıya kadar konunun medyadaki yeri sağlamlaşmış olurdu. Fark ettiyseniz sürecin herhangi bir aşamasında durumu insanlardan gizli tutmak gibi bir amaç bulunmuyor. Böyle önemli bir şey keşfedilirse insanların bu konuda daha fazla bilgiye sahip olmak istemeleri son derece doğal.

Bilim insanları, yaşamın evrende yaygın olabileceği düşünüyor olsa da bu konuda herhangi bir kanıt maalesef ki yok. Böyle bir durumun oluşması halinde biyoloji bilimi yeniden ele alınabilir.

scenic view of galaxy in space
Photo by Adam Krypel on Pexels.com

18- Güneş galaksinin merkezine yakın olsaydı ne olurdu?

Güneş’in galaksinin merkezine çok yakın bir şekilde konumlandığını farz edelim. Böyle bir durum insanların yaşantısını epey ilginçleştirirdi. Samanyolu’nu artık gökyüzünde daha parlak ve geniş bir şekilde görebiliyor olurduk. Ayrıca gökyüzünde henüz doğmuş yıldızların etrafında parlayan bulutsuları ve geniş karanlık bölümleri da görebilirdik. Gökyüzünde çok sayıda genç ve yeni doğmuş yıldız bulunuyor olurdu ve bunların birçoğu gündüz de gözlemlenebilirdi. Galaksi merkezini incelediğimizde Sagittarius A* çevresinde yıldızların hareketini zorlanmadan yaklaşık 15-20 yıllık bir süreçte saptayabilirdik.

Güneş’in çevresinde yer alan ve Güneş’e çok daha yakın konumlanmış yıldızlar olurdu. Bunlardan birkaçı gezegenler üzerinde etki sağlayabilir ve bu gezegenlerin eliptik bir yörüngeye sahip olmasını sağlayabilirdi. Aşırı eliptik bir yörüngeye sahip olacak Dünya’da mevsimler bu durumdan nasibini alırdı. Bununla birlikte gerçekleşecek olan yakış geçişler, asteroitleri ve kuyrukluyıldızları etkileyeceğinden Dünya çarpma tehlikelerine daha açık bir yer haline gelirdi.

photo of supernova in galaxy
Photo by Alex Andrews on Pexels.com

19- Evrenin genişlemesi durmuş olsaydı ne olurdu?

Evrenin sürekli olarak genişlemeye devam ettiğini ve bunun sonsuz bir genişleme olduğunu biliyoruz. Peki ya durum böyle olmasaydı, yani evren artık genişlemiyor olsaydı?

Öncelikle ilk fark edeceğimiz, gökyüzünün eskisinden daha parlak göründüğü olurdu. 1823’te Alman amatör astronom Heinrich Wilhelm Olbers, evrenin durağan ve sonlu olması durumunda özellikle geceleri gökyüzünü daha parlak bir şekilde görebileceğimizi söylemişti. Günümüzde evrenin devamlı olarak genişlediği gerçeğine ulaşabildiğimiz için bu argüman, “Olbers Paradoksu” şeklinde isimlendiriliyor. Ayrıca evren durağan bir yapıya sahip olsaydı, çok uzak galaksilerden Dünya’mıza gelen ışık kırmızıya kaymamış olacak ve bu nedenle görsel alanda çok fazla ışık görebiliyor olacaktık.

person tossing globe
Photo by Valentin Antonucci on Pexels.com

20- Kütle çekimi var olmasaydı ne olurdu?

Kütle çekimi olmasaydı, aslında bahsedeceğimiz bir evren de var olamazdı. Kütle çekimi olmadığı için evrendeki maddeler birleşemeyeceği için galaksiler, yıldızlar gibi cisimler de meydana gelemezdi. Hatta Big Bang dediğimiz Büyük Patlama hiç gerçekleşmeyebilirdi bile. Bu soruyu kütle çekimi bugünden sonra yok olsaydı ne olurdu diye değiştirecek olursak; evrende var olan her şeyin süzülmeye başlayacağı ve bunun da hoş olmayan görüntülere neden olacağı cevabını verebiliriz.

Bonus soru: Bir karadelik yok olabilir mi?

Belki de şaşıracaksınız ama evet bir karadelik yok olabilir! Fakat bunun gerçekleşmesi için çok çok uzun bir süre gerekmektedir. Bilim insanlarının uzun yıllardır ilgisini çeken karadeliklerin, uzay-zamanda ışık hızından daha fazla olabilecek kaçış hızının mümkün olmasını sağlayacak kütleyi oldukça küçük bir hacme sığdıran bölgelerdir. Evrenin canavarları denilen karadelikler, yeni maddelerle beslenerek büyürler.

Diğer bir yandan kuantum mekaniğinin gizemli dünyası ve karadeliğin devasa kütlesi Hawking ışıması diye isimlendirilen olaya çanak tutar. Kuantum mekaniği, uzayda birbirine dolanmış çok fazla parçacık çifti olduğunu söylüyor. Uzaydaki bu çiftler kuantum dalgalanmaları yardımıyla oluşuyor ve hızlıca kayboluyorlar. Bu durum olay ufkunda meydana geldiğinde parçacıklardan bir tanesi karadeliğe düşmekten kurtulamıyorken diğer parçanın ise karadelikten kaçabilme ihtimali üzerinde duruluyor. Karadelikten kaçabilen parçacık, diğer parçası olmadan yok olamıyor. Kütle ve enerjinin korunumu sebebiyle de karadelik giderek kütle kaybetmeye başlıyor.

Bahsettiğimiz senaryonun gerçekleşme ihtimali son derece düşük, bu sebeple de oldukça yavaş. Güneş kütlesinde yer alan bir karadeliğin yok olması yani buharlaşması için tam 10 üzeri 67 yıl zamana ihtiyaç var. Evrenin şu an yalnızca 13,8 milyar yıldır var olduğunu düşünürsek, böyle bir şeyin meydana gelebilmesi için önümüzde çok çok uzun bir zaman bulunuyor.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.