Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?

0 2

Kimilerine göre büyük bir yanlış olarak görülen yalan söylemek, kimileri için ise bazen gerekli dahi olabiliyor. Neredeyse hepimiz hayatımızda bir kez durumu kurtarmak için yalan söylemişizdir.

Hatta bazen amacımız kimseye zarar vermemek, güzel şeylere vesile olmak olsa dahi beyaz yalanlara birçoğumuzun yolu düşmüştür. Peki ya bilim yalan söylemek konusunda neler diyor? İşte yalan söylemek hakkında yanlış bilinen doğrular ve bu konu ile ilgili diğer tüm bilimsel detaylar:

Yalan söylemek, bilim dünyası için de son derece merak edilen bir konu. Yalan söylemeye ilk ne zaman başlıyoruz, gerçeği anlatırken mi yalan söylerken mi beynimizi daha fazla kullanıyoruz, hangi insanlar yalan söylemeye daha meyilli, beyindeki birtakım frontal lob sorunları yalan söylemeye engel mi oluyor, gerçeği ve yalanı birbirinden ayırt etmekte ne kadar başarılıyız gibi sorular bilim insanları tarafından mercek altına alınmış durumda. Hatta bu konuda ciddi bir yol bile kat edilmiş.

Binlerce yıldır psikolojinin, felsefenin, edebiyatın, popüler kültürün ve dinin ilgisini üzerine çeken kavram yalan hakkında birçok bilimsel araştırma bulunuyor.

Psikoloji, ilk olarak küçük yaşlarda yalan söyleme özelliğinin gelişimiyle, günlük hayatta ne sıklıkla yalan söylenildiğiyle, hangi nedenlerin insanları yalan söylemeye ittiğiyle, yalanların hangi yollarla tespit edilebildiğiyle ve yalan söyleme sebepleriyle ilgilenmiştir. Yaptıkları bilimsel çalışmalar, birçoğumuzun hayatımız boyunca kendimize dahi itiraf edemeyeceğimiz kadar fazla yalan söylediğini gösteriyor.

Hangi Sıklıkla Yalan Söylüyoruz?

Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?
Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?

Bu sorunun cevabını inceleyebilmek için gözlerimizi Amerika asıllı psikolog Robert S. Feldman’a çeviriyoruz. 2002 yılında bilim dünyasına damga vuran bir bilimsel çalışma gerçekleştiren Feldman, gerçekleştirdiği deneyde insanların yaklaşık 10 dakikalık bir konuşma içerisinde ortalama iki veya üç defa yalan söylediğini ortaya çıkarmıştır.

Öte yandan rotamızı Santa Barbara, California’ya çevirdiğimizde ise California Üniversitesinde görev yapan sosyal psikolog Bella M. DePaulo, insanların bir günde yaklaşık iki defa yalan söylediğini iddia etmiştir.

İnsanların büyük bir çoğunluğu bazı durumlar karşısında yalan söylemek zorunda kaldığını söylüyor. Karşısındakilere gerçekleri şeffaf bir şekilde söylediklerinde kırıcı olabileceklerini ve nezaketsizlikle atfedilebileceklerini düşünüyor. Kötü bir konuma düşmemek ve huzuru bozmamak adına söylenen bu yalanlara halk arasında “beyaz yalan” adı veriliyor.

Eşimizin yaptığı tatlıyı beğenmesek dahi “Tatlı harika olmuş!”, aynı ortamda bulunmaktan hiç hoşlanmadığımız biri yanımıza gelmek istediğinde “Hayır, rahatsız olmuyorum gelebilirsin.” gibi örnekler günlük hayatta sıkça rastladığımız beyaz yalanlar aslında.

Diğer şekilleriyle bahane, rol yapma… Ne şekilde isimlendirilmiş olursa olsun sosyal ilişkilerimizi zedelememek adına –kendimizce- başvurduğumuz bu yöntemler yardımıyla yalan söylemek suretiyle huzurun bozulmasını engellemeye çalışıyoruz.

Neden Yalan Söylüyoruz?

Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?

Psikologlara göre yalan söylemenin aslında pek çok sebebi var. Bunlar aslında hepimizin çok yakından bildiği ve deneyimlediği nedenler. Avantaj sağlamak, benlik saygımızın zedelenmesini engellemek, başkalarını çıkarlarımızla örtüşecek şekilde davranmalarını sağlayabilmek, çatışmadan ve cezadan kurtulma isteği bu nedenlerin başında geliyor.

Yalan Söylerken Prefrontal Korteks Aktifleşiyor

Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?

Yalanın psikolojik boyutu incelendiğinde yapılan araştırmalar gösteriyor ki doğruyu söylemenin yalandan çok daha kolay bir şekilde gerçekleşiyor ve ayrıca yalan söyleyebilmek için vücutta daha çok bilişsel kaynak kullanılması gerekiyor. Peki ya yalan söylerken beynimiz hangi süreçlerden geçiyor? Buyurun inceleyelim:

İlk olarak yalan söyleyeceğimiz konunun gerçeğini biliyor olmalıyız. Bu şekilde çok daha makul, tutarlı ve gerçekçi bir yalan senaryosu hazırlayabiliriz. Yalan söylemek için karşımızdaki insanın tepkilerini de iyi analiz etmeli ve doğru bir şekilde değerlendirmeliyiz ki gerektiği takdirde senaryoyu doğru şekilde uyarlayabilelim.

Yaşadığımız bütün bu kendimizi kontrol etme ve karar verme süreçleri beynin ön kısmında bulunan duyguları, davranışları ve planlamaları kontrol eden prefrontal korteksin gerçekleştirdiği düşünülüyor. Beynin bu bölgesinde yaşanan elektriksel uyarılma, aynı zamanda aldatma kabiliyetimizde de artışa neden oluyor olabilir.

Yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında çoğunlukla yalan söylemenin doğruyu söylemekten çok daha karmaşık ve çaba gerektiren bir iş olduğu, bu eylem gerçekleştirilirken beyinde prefrontal korteksin görev aldığı sonuçlarına ulaşıldı.

Bunu test edebilmek için yetişkin psikiyatristi olan Prof. Dr. Sean Spence 2001 yılında pratik bir deney yaptı. Katılımcıların beyinleri fMRI (manyetik rezonans görüntüleme) yoluyla incelendi.

Bu görüntüleme sırasında da katılımcılara günlük hayatlarından basit sorular soruldu ve önlerinde bulunan ekranda “hayır” ya da “evet” seçeneklerinden uygun olanını seçmeleri istendi. Asıl amaç yalan söylemek girişiminde bulunup bulunmadıklarını tespit etmekti.

Araştırmayı yapan bilim insanları sorular sorulmadan önce gerçek cevaplara hakimdi. Deneyin sonunda katılımcıların sorulara gerçekdışı cevaplar verebilmeleri için ciddi bir süreye ihtiyaç duydukları anlaşıldı.

Ek olarak yalan söylemek için beynin ön kısmında bulunan prefrontal korteksin de bazı bölgelerinin bu esnada çok daha aktif olduğu ortaya çıktı. Bu deneyden sonra yapılan farklı bilimsel araştırmalar da beynin bu bölgesinin yalan konusundaki etkisini doğruladı. Fakat yalan söylendiği sırada beynin hangi bölgesinin etkinliğinin arttırıldığının bilinmesi, o bölgedeki süreci tam anlamıyla açıklamak için yeterli değil.

Yalan Beyni Nasıl Etkiliyor?

Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?

Birçoğumuz hayatımızın pek çok alanında yalan söylemek, gerçekleri az da olsa çarpıtmak durumunda kalabiliyoruz. Peki ya bu alışkanlık haline gelirse? Beynimizde yalan söylemeye bağlı olarak ne gibi değişiklikler yaşanıyor?

Bu sorunun yanıtına 2016’da Nature Neuroscience dergisinde yer verildi. Duke Üniversitesi Deneysel Psikoloji Bölümü ve College London, Fuqua İşletme Fakültesinden bir grup araştırmacının gerçekleştirildiği ve 80 yetişkinin yer aldığı bir deneyde yalanın beyinde nasıl etkilere yol açtığı incelendi.

Deney sonucunda yalan söylemek alışkanlığının beyinde ne gibi değişiklikler meydana getirdiğini ve ileriki zamanlarda beyindeki bu değişimin yalan söylemeyi kolaylaştırmada nasıl etkilere sahip olduğu anlaşıldı.

Deneye başlarken 80 katılımcının bir kısmına içerisinde bozuk paralar bulunan bir cam kavanozun büyütülmüş bir resmi gösterildi. Sonrasında para dolu kavanozun bu kez daha küçük bir resmi gizli bir biçimde gören farklı bir katılımcıdan (partner) öncesinde büyük resmi gördükleri düşünülerek cam kavanozun içerisindeki para miktarını tahmin etmeleri istendi.

Katılımcılar üzerinde yalan söylemek konusunda birtakım teşvikler uygulandı. Katılımcılara kavanozda bulunan para için daha yüksek tahminlerde bulunmaları halinde para ödülü alacakları söylendi. Deneyin devamında ortalıkta yalan rüzgarları esmeye başladı.

İnsanlar hem partnerleri hem de kendileri için faydalı olacağına inandığı zaman çok daha fazla yalan söylemeye başladı. 25 katılımcının yalan söylediği esnada beyinleri fMRI ile taranarak detaylı bir şekilde incelendi.

Araştırmacılar deneyin başlarında yani katılımcılar ilk kez yalan söylediğinde beyinlerindeki amigdala bölgesinde ani bir aktivite patlaması yaşandığını gördü. Beyinde kaygı, zevk, duygusal tepkiler ve korku üreten amigdala dediğimiz bölüm aynı zamanda yalan söylediğimiz esnada suçluluk hissi yaşamamıza da neden oluyor. Katılımcılara kişisel çıkarları için gerçekleri çarpıtabilecekleri görevler verildiğinde aynı zamanda beyinleri fMRI ile gözlemlendi. Katılımcıların amigdala bölgelerinin aktivitesinin en yüksek olduğu anların ilk yalan söyledikleri sırada olduğu fark edildi. Katılımcıların söylediği yalanların sayısı ve büyüklükleri arttıkça amigdalada görülen bu ani aktivite artışının azaldığı gözlendi. Yani doğrusal bir grafiğin aksine aralarında ters bir ilişki vardı.

Deneyi yapan bilim insanlarından biri olan University College London’da görev yapan bilişsel sinirbilimci Tali Sharot gerçekleştirdikleri bu çalışmadan yola çıkarak, insanlara kendi menfaatlerini gözetmeleri için yalan söylemeleri imkan sağlandığında zararsız görünen küçük yalanlar söylemeye başladıklarını ve giderek yalanların dozajını arttırarak daha büyük yalanlara başvurdukları sonucuna ulaştı.

Sharot ve ekibi ise karşımızdakini aldattığımızda beyindeki duygusal tepkilerin düzenlendiği bölge olan amigdalanın elektriksel aktivitesinin, suçluluk ve utanç gibi negatif hislerin yoğunluğunun arttığını söylüyor.

Beyinde bulunan bu önemli bölgenin çok trajik fotoğraflar ya da tatlı yavru kedi resimleri gördüğümüzde de aktifleşiyor. Ancak bu fotoğrafları görme sıklığımız arttığında, devamlı olarak bu fotoğraflara maruz kaldığımızda beynin amigdala bölgesinin aktivitesini azalttığını ve giderek duyarsızlaştığını biliyoruz. Bilim insanları aynı durumun yalan söylemek eyleminde de yaşandığını düşünüyor.

Yalan Söylemeyi Nasıl Öğreniyoruz?

Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?

Yalan söyleyenlere ve yalanın kendisine her ne kadar tepkili olsak da uzmanlar yalan söylemenin son derece yaygın bir davranış biçimi olduğunu söylüyor. Peki yalan söylemek davranış biçimini çocukluğumuzda nasıl ediniyoruz?

Küçükken hayal gücümüzün yetişkinlik dönemimizden çok daha geniş ve güçlü olduğunu düşünürsek küçük çocukların bu hayal güçlerini kullanarak rahat bir şekilde hikayeler uydurabileceği sonucuna ulaşabiliriz. Bilim insanları yalan söylemeyi ilk kez 4-5 yaşlarında deneyimleyen insanların yalan söylemenin nasıl bir şey olduğunu bilmeden önce iki tane bilişsel beceriyi edinmesi gerektiğini söylüyor.

Bu becerilerin birincisi kurallara uygun hareket etmediğinde neler yaşanacağı, zorunluluklar ve kurallar, izinle alakalı kavramları da kapsayan ödev mantığı. Örnek verecek olursak, küçük bir çocuk ilk kez 4-5 yaşlarında yaptığı bir hatayı dürüstçe söylerse ceza alabileceğini ancak eğer gerçekleri anlatmaz da yalan söylemek eyleminde bulunursa durumu kurtarabileceği ve ceza almaktan yırtabileceğini fark etmeye başlıyor.

Bilişsel becerilerin ikincisi ise başkasının hangi düşüncelere sahip olduğunu tahmin ve hayal etme kabiliyeti yani bir bakıma empati yeteneğinin iyileştirilmesi. İşte bu nedenden dolayı yalan söyleyebilme yeteneğinin ciddi bir gelişimsel kazanım olduğunu düşünen insanlar da bulunuyor. Bir zihin teorisi oluşmamış çocuk yalan söyleyemiyor. Ancak diğer insanlarda insiyatif ve deneyim merkezi bulunduğunun farkına varan çocuk o andan itibaren yalana başvurmaya başlayabiliyor. Zihin teorisi oluşmaya başladığında yani diğer insanların dünyayı farklı perspektiflerden algıladıklarının bilincine ulaşan çocuk diğer insanlardan bir şeyler saklayabileceğini de fark etmeye başlıyor.

Zihin teorisinin çoğunlukla çocuk üç yaşına gelene kadar gelişmeye devam ettiği hatta çocukların aslında altıncı aylarından itibaren karşısındaki aldatmaya yönelik davranışlarda bulunabildiği uzmanlar tarafından öne sürülen teoriler arasında.

Bir kısım psikolog, çocuklarının yalan söylemek ile ilgili yeteneklerinin 2 yaşında gelişmeye başladığını söylüyor. Hatta bir grup psikolog bebeğin daha emeklemeye ve yürümeye başladığı dönemlerde ilk kez yalanın varlığını keşfettiğini düşünüyor.

Çocuklarımıza her ne kadar küçük yaşlardan itibaren dürüstlüğü aşılamaya çalışsak, yalanın kötü bir şey olduğunu vurgulasak da küçük yaşlarda yalan söylemenin aslında birtakım bilişsel becerilerin göstergesi olduğunu düşünen psikologlar da bulunuyor.

Hollanda’da 2015 yılında gerçekleştirilen bir bilimsel araştırmada 6-77 yaş aralığında bulunan 1000 tane katılımcıya yer verildi. Çalışma sonucunda çocukların yalan söylemek konusunda başlarda zorlandığını fakat bunu zaman geçtiğinde büyümesiyle birlikte geliştirdiği görüldü.

Yalan söylemek konusunda en başarılı yaş grubunun 18-29 yani genç yetişkinlik dönemi olduğu keşfedildi. Ortalama 45 yaş sonrasında yalan söyleme yeteneğinin giderek azaldığı da yine bu bilimsel araştırmanın sonuçlarından biri.

Yalan Söylemeye Kimler Daha Meyilli?

Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?

Küçüklükten gelen bazı travmalar, ebeveynlerimizle bebeklik döneminde kurduğumuz ilişki hayatımızın devamında neredeyse her alanda etkili oluyor. Yalan söylemek de bunlardan biri.

Terk edilmekten ve reddedilmekten çekinen hatta korkan insanların yani kaygılı, güvensiz bağlanma ya da sahip olduğu kaygılar ve korkular yüzünden acı verici fikirlerini saklayanların yani kaçınmacı bağlanma eğiliminde olanların ayrıca eleştirilmekten ve toplumdan dışlanmaktan korkanların yalan söylemeye meyilleri diğer insanlara oranla daha fazla.

Yalan aslında hayatımıza çok da yetişkin olmamızı beklemeden giriyor. Hayata gözlerimizi açtığımız ilk yıllardan itibaren bu yalan söylemek ile ilgili yeteneğimizi farkında olmadan geliştirmeye başlıyoruz.

Fakat birçok insanda kendini kontrol etme becerisi ve ahlak duygusu geliştikçe yalan söylemeye kendince engel oluyor. Ebeveynlerin bu konuda yaptığı önemli hatalardan biri çocuklarına devamlı olarak dürüst olmalarını öğütlemelerine, yalanın ne kadar yanlış bir şey olduğunu vurgulamalarına rağmen pek çok zaman yalan söylüyor olmalarıdır. Çocuklar, anne babalarının yalan söylediğini kolaylıkla anlayabilir. 2009’da gerçekleştirilen bir çalışmada anne babaların çocuklarına çokça yalan söylediği gerçeğine ulaşıldı. Üstelik bu bilimsel çalışmada yer alan üniversite öğrencilerinin birçoğu çocukken anne-babalarının onlara söylediği yalanlardan bir kısmını hala hatırlıyor.

Yalan Makineleri Gerçekten Var Mı?

Bilim Yalan Söylemek Hakkında Neler Söylüyor?

Halk arasında yalan söylemek eyleminde bulunan kişiyi ele verdiği düşünülen birtakım ipuçları olduğuna inanılıyor. Örneğin, yalan söyleyen kişinin konuşurken karşısındaki insanla göz teması kurmaktan kaçınması, gözlerini sık sık kırpması ya da daha huzursuz bir beden diline sahip olması gibi… Bunun yanı sıra yaklaşık 10 yıldır bilim insanları insanların yalan konusundaki algısını farklı bir perspektiften incelemeye çalışıyor.

Uzman psikologlar, yalan söylemek konusundaki inanışlar ve önyargıları yıkarak birtakım görüşme teknikleri sayesinde yalan söyleyen kişilerin yalanlarını açığa çıkaracak şekilde cevaplar vermelerini sağlamanın yöntemlerini araştırıyor. Bu şekilde yalan söyleyenleri tahmin etmeye çalışırken çok daha yüksek bir başarı oranı elde edeceğimiz düşünülüyor.

Bunun nedeni ise bu yaklaşım sayesinde doğru söyleyenler ve yalan söyleyenlerin davranışsal farkları çok daha belirgin bir hal alacağı yönünde. Buradaki püf nokta ise, karşımızdaki kişinin yalan söylüyor olduğuna dair sinyaller verecek ifadeleri ya da cevapları provoke etmek için hangi şekillerde sorgulama yapılması gerektiğini saptamak. Bu sinyalleri elde edebilmek için de stratejik sorular üretebilmek, yalan söyleyen kişinin aklını karıştırmak gerekiyor.

DePaulo ve ekip arkadaşlarının 2003 yılında özetlediği davranış çalışmalarında, yalan söyleyen insanların doğruyu söyleyenlere göre daha huzursuz ve gergin göründüğü, uydurduğu hikayeleri anlatırken canlılık ve tonlamanın az olduğu ve çoğunlukla doğru açıklamalar yaparken eklediği detayları yalan söylerken eklemediği sonucuna ulaşıldı. DePaulo’nun incelediği farklı çalışmalarda ise, insanların yalanları doğrulardan yaklaşık %54 oranında ayrıştırabildiği ortaya çıktı.

Tüm bu araştırmalar ve yapılan bilimsel çalışmalar, elde edilen sonuçların karşımızdakini kesin olarak yalan söylemek ile suçlamak için yeterli olmadığını, bunların yalnızca birer işaret olduğunun unutulmaması gerektiğini konusunda bilim dünyası hem fikir. Öyle ki hakimler, psikologlar ve polisler gibi iş dünyasında yalanlara ve yalancılara çokça maruz kalan iş gruplarından insanlar bile yukarıdaki ipuçlarını kullanarak bir yalancıyı tanımakta güçlük çekebilir.

Yalan makinelerini birçok filmde görmüşüzdür. Makineye bağlanan kişinin yalan söyleyip söylemediği konusunda vücut tepkilerini kullanarak bir sonuca ulaşan yalan makineleri bazı yerlerde yıllardır kullanılıyor. Bu makineler, nabız değişiklikleri ve deri iletkenliği gibi birçok biyolojik faktörü dikkate alarak gerçeğin çarpıtılıp çarpıtılmadığını fark edebiliyor. Bu konuda gözlerimizi Avusturya’da bulunan Graz Üniversitesinde çalışmalarını sürdüren ve daha çok Gestalt yani “algısal örgütlenme” ve “algı” konularına ağırlık veren psikoloji teorisi ile ilgili araştırmalar yapan psikolog Vittorio Benussi’ye çevirebiliriz.

1910’lu yılların başlarında insanın solunum sürecini değerlendirerek bir yalan makinesi tasarlayan psikolog Vittorio Benussi, o dönemin bilim dünyasına önemli bir miras bırakmıştır. Yalan makinelerinin ilk tasarlandığı günden bugüne gelişimi her ne kadar başarıyla devam ediyor olsa da güvenilirlik konusunda tartışmalar yaşanmaktadır. Öte yandan, sık sık yanılabilen yalan makinelerinin başarı oranları çok yüksek olmasa da birçok uzmana göre şans eseri yalanı yakalamaktan çok daha güçlü bir yöntem olacaktır.

Yalan söylemek ile yakından ilişkili olan Komplo teorileri neler biliyor musunuz? Yıllardır var olduğuna inanılan 9 farklı komplo teorisi için yazımıza göz atabilirsiniz.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.