Paralel Evren Nedir? Paralel Evrenler Gerçek mi?

Photo by Pixabay on Pexels.com
0 58

Bilim kurgu filmlerinde sık sık rastladığımız çoklu evrenler gerçek olabilir mi? Bilim kurgu filmlerinin çok sevdiği hikayelerden biri olan paralel evrenlerin gerçek olup olmadığını merak ediyorsanız doğru yerdesiniz. Vakit kaybetmeden buyurun yazımıza:

Çoklu Evrenler Gerçekten Var mı?

Sınırlarını hayal bile edemediğimiz evren, yüz milyarlarca galaksiyi kapsayan sonsuz bir uzay ve o uzayda bulunan gök cisimlerini temsil eden bir kavram. Evrende bulunan milyarlarca galaksinin her birinde milyarlarca hatta trilyonlarca yıldız olduğunu düşününce evrenin olmayan sınırları gerçekten insanın aklını zorluyor değil mi? Bazı bilim insanlarına göre evrenin çapı yalnızca 7 milyar ışık yılı kadar. Bazı araştırmacılar ise evrenin sonsuz olduğunu iddia ediyor. Görebildiğimiz, kanıtlayabildiğimiz, kimi zaman hakkında ispatlar yapabildiğimiz evrenle mi sınırlı her şey?

silhouette of people stargazing
Photo by Kendall Hoopes on Pexels.com

Bilim kurgu dünyası, bilimin ve teknolojinin gelişmesiyle orantılı olarak merak uyandırıcı, heyecanlı projelerle sinemaseverlerin ilgisini üzerinde toplamayı başarıyor. Bilim kurgu dünyasında paralel evrenler oldukça seviliyor. Özellikle bu çoklu evrenlerden birinde yaşıyor olduğumuz fikri, senaristler tarafından sık sık işleniyor.

Paralel evren teorisi yalnızca bilim kurgu dünyasında yer almıyor. Bazı bilim insanları da paralel evrenler hakkında araştırmalar yapıyor, hatta bazı bilimsel teoriler içinde bulunduğumuz evrende ya da evrenimiz dışında yer alan paralel evrenleri konu alıyor. Paralel evrenler ve çoklu evren kavramı sicim teorisi, kuantum mekaniği ve Büyük Patlama gibi teorilerle beraber değerlendiriliyor.

red and orange galaxy illustration
Photo by Pixabay on Pexels.com

Büyük Patlama Nasıl Gerçekleşti ?

Ortalama 13,8 milyar yıl öncesinden beri varlığını bildiğimiz her şeyde devasa bir küçüklükte tekillik söz konusuydu. Ardından Büyük Patlama Teorisi, evrenin bir saniyeden çok daha kısa “an” denebilecek kadar kısa bir zaman diliminde şiştiğini iddia ediyor. Bahsettiğimiz zaman dilimi yaklaşık 10 üzeri -32 saniye, bu süreçte evrende “şişme” denilen olay gerçekleşti. Evren bu kadar küçük bir zamanda büyüklüğünü 10 üzeri 26 kat arttırdı ve Büyük Patlama gerçekleşmiş oldu. Şişmenin hızı ve şiddeti yavaşladıkça ışınım ve madde gibi kavramlar açığa çıkmaya başladı, dolayısıyla atomlardan moleküllere, yıldızlardan galaksilere şimdi gök bilimin konusu olan pek çok oluşum uzayın sonsuz boşluğuna salındı.

photo of starry night
Photo by Frank Cone on Pexels.com

Sonsuz Şişme Teorisi Nedir?

Büyük Patlama ve evrenin şişme süreci birtakım bilim insanını çoklu evren fikrine yöneltmiştir. Massachusetts’te bulunan Tufts Üniversitesinde görev yapan teorik fizikçi Alexander Vilenkin, evrenin şişmesinin her bölgede aynı şekilde olmadığını belirtiyor. Dünyamızdan yaklaşık 13,8 milyar yıl ilerisine kadar her yerde şişme durmuş olsa bile kozmik olarak farklı yerlerde hala devam ettiği düşünülüyor. Bilim insanlarının bu teorisi “sonsuz şişme teorisi” şeklinde isimlendiriliyor.

2011 yılında ünlü fizikçi Alexander Vilenkin şişmenin devam etmediği yerde yepyeni bir baloncuk evrenin meydana geldiğini açıkladı. Birbirleriyle temasa geçemeyecek bu baloncuk evrenlerin her biri sonsuza kadar şişmeye devam ediyor. İçinde bulunduğumuz baloncuk evrenin sınırlarına ulaşmaya çalışsak bile bu mümkün olmazdı, çünkü ışık hızından çok daha hızlı büyüyen bir evrenden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu sınırlara ulaşamayacağımızı biliyoruz.

Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, eğer herhangi bir yolla bir sonraki baloncuk evrene erişebilseydik, sicim ve sonsuz şişme teorilerine göre ulaştığımız evren içinde yaşadığımız evrenden çok daha farklı olurdu. Bu çoklu evrenin görünümün evrende bulunan sabitlerin hangi sebeple yaşamın meydana gelmesi için oldukça hassas bir şekilde oluştuğunu açıklayan Vilenkin, bu durumun nedeninin akıllı gözlemcilerin yalnızca ender görülen bu evrenlerde bulunması olduğunu belirtti. Bahsedilen evrenlerde sabitler yaşamın iyileştirilebilmesi çok daha uygun görünüyor.

Çoklu evrenden geriye kalan yerler bu açıdan bakıldığında oldukça çorak olduğunu söyleyen Vilenkin, orada bu durumdan şikayet edebilecek kimse bulunmadığını da ekledi. Ünlü fizikçi Alexander Vilenkin’in yaptığı açıklamadan anladığımız üzere baloncuk evrenimiz dışında herhangi bir yerde var olabilecek zeki gözlemciler olabilir. Fakat bu konuda her geçen saniye aleyhimize işliyor. Her an onlarla mesafemiz biraz daha açılıyor ve yollarımızın kesişmesi ise pek mümkün görünmüyor.

abstract colorful background of night star
Photo by Andre Moura on Pexels.com

Çoklu Evrenler Birbiriyle Neden Temasa Geçemiyor ?

Paralel evrenler hakkında bilimsel araştırma yapan diğer bilim insanları ise, paralel evren kavramının atomaltı parçacıkları matematiksel şekilde ifade eden kuantum mekaniğiyle ilişkili olduğunu düşünüyor. Kuantum mekaniği, parçacıkların aynı zaman diliminde farklı konumlarda ve durumlarda olabileceğini söylüyor, hatta var olan bu ihtimallerin tümü “dalga fonksiyonu” şeklinde isimlendiriliyor. Fakat atomaltı parçacıklar incelendiğinde bu ihtimallerden yalnızca birini izleyebiliyoruz. Kuantum mekaniği Kopenhag yorumuna bakarsak, incelediğimiz zaman atomaltı parçacığa bir durumu seçmek zorunda bırakıyoruz, böylece dalga fonksiyonu devre dışı kalarak olay gerçek bir tekillik haline geliyor.

Çoklu-dünyalar teorisinde, herhangi bir parçacıkla ilgili her gözlem yapıldığında bulunduğu mevcut duruma göre yepyeni bir kuantum dünyası meydana geldiği kabul ediliyor. Sürecin dallanarak ilerlediğini düşünürsek, içinde bulunduğumuz evrenin her an sonsuz sayıda kopyalandığı sonucuna ulaşıyoruz. Bahsi geçen alternatif evrenlerin ise hepsi birbirinden tamamen ayrı ve ortak bir nokta bulup kesişmeleri ise imkansız görünüyor. Yani farklı bir evrende bir kopyanız olsa dahi bunu ne yazık ki asla bilemeyeceksiniz.

Çoklu Dünyalar Teorisi Nereden Çıktı?

Ünlü fizikçi Sean M. Carroll’ın kaleminden çıkan Something Deeply Hidden: Quantum Worlds and the Emergence of Spacetime kitabında yer verdiği, kuantum mekaniğiyle ilgili en cesur teorilerden biri, çoklu-dünyalar teorisi. Çoklu dünyaların oldukça basit bir teori olduğunu iddia eden Sean M. Carroll, bu teoride bazı pürüzlerin olduğunu da inkâr etmiyor. Bu konuda belki de en büyük pürüz, ortaya atılan teorinin çürütülebilecek bir teori olmaması. Bilim gözlemler ve kanıtlar üzerinden gelişebildiği için herhangi bir teori hakkında veya aleyhinde kanıt bulunamayacak olması ne yazık ki olumsuz bir gerçeklik.

Çoklu evren konusunda fizik alanında araştırmalar yapan bazı bilim insanları ise, düz bir çoklu evren teorisini savunuyor. Şayet içinde yaşadığımız evrenin bir sınırı yoksa yani sonsuza kadar devam eden bir evrendeysek, bu evrenin yapıtaşı yani maddenin gördüğümüz her şeyi düzenleyebileceği belli sayıda ihtimal bulunuyor. Buradan, sonu olan bir parçacık grubunun ancak sınırlı bir düzenleme olanağı olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Yani, sizin yaşantınızın aynısı, akşam yediğiniz yemeğe kadar her şey farklı bir yerde var olabilir. En azından bahsettiğimiz teori bize bunu anlatıyor.

reflection of finger in a mirror
Photo by Jenna Hamra on Pexels.com

Aynı Hayatı Yaşadığımız Farklı Bir Versiyonumuz Olabilir mi?

Fakat astrofizikçi Ethan Siegel ve birçok modern fizikçiye göre eğer çoklu evren sonu olan bir noktadan başlıyorsa, sizinle aynı hayatı yaşayan farklı bir versiyonunuz bulunmuyordur. Ethan Siegel, evrende birbirleriyle etkileşim halinde olan parçacıkların muhtemel sonuçlarının sayısının, şişmeden dolayı artan olası evrenlerin sayısının çoğalmasından çok daha hızlı bir şekilde sonsuza gittiğini söylüyor. Peki ya bu ne demek? Siegel aslında söyleminde, yaşadığımız bu evrenin hakkını vererek yaşantımıza devam etmemiz gerektiğini vurguluyor.

Çoklu evren teorileriyle ilgili katkıda bulunan bir diğer kurum Waterloo, Ontario’da bulunan Perimetre Teorik Fizik Enstitüsü oldu. Bu enstitüdeki araştırmacılar Büyük Patlama yaşandığında, içinde yaşadığımız evrenin birebir kopyasının var olduğunu ancak bu evrende zamanın ileri değil geriye doğru aktığını ileri sürdü.

Perimetre Üniversitesi’nde görev yapan araştırmacı bilim insanı Neil Turok, Büyük Patlama yaşanmadan önce farklı bir evren vardı tabirini kullanmak yerine, Büyük Patlama olmadan önceki evrenin şu an yaşam sürdüğümüz evrenin bir yansıması olduğunu belirtiyor. Bu da evrende var olan bilinen her şeyin (buna elektronlar, protonlar hatta gerçekleştirebileceğimiz tüm eylemler de dahil) tersine gerçekleştiği demek oluyor.

pointing on a arm of a clock
Photo by cottonbro on Pexels.com

Zamanın Geriye Doğru Aktığı Bir Evren Var Olabilir

Artı yüklü elektronlar ve antiprotonların meydana geldiği bu evrende aslında her şey tersine gerçekleşebilirdi. Un ve suyu karıştırarak hazırladığımız hamurun yeniden un ve su şeklinde ayrışması bu duruma örnek gösterilebilir. Bu da demek oluyor ki; evren bir tekilliğe doğru çökerek yaşadığımız evreni hazırladı. Farklı bir deyişle, hepimizin bildiği o Büyük Patlama’da aslında iki evren de oluştu ancak bir tanesinde zaman ileri doğru akarken diğeri zamanda geriye doğru genişledi. 

Severek izlediğimiz bilim kurgu filmlerinde pek çoğu veya bilinen efsanelerin birçoğunda çoklu evrenlere ve paralel evrenlere yer veriliyor. Eş zamanlı bulunan çoklu evrenlere Hindu ve Budist kozmolojisinde, İskandinav mitolojisinde de konu ediliyor.

Paralel evrenlerin birbirleriyle temasta bulunduğu fikri ilk kez 1184 yılında Edwin A. Abbott’ın kaleme aldığı Düz Dünya Kitabıyla baskı dünyasına sunuluyor. Popüler medyada ise bu fikir hepimizin severek izlediği Marvel yapımı Doktor Strange filmi ile yeniden gündeme geldi. Bunların dışında Isekai denilen Japon anime, hikaye, video oyunu ve manga türü de yine bu konuları ele alan içerikler hazırlıyor.

Uzay Yolu serisinin hemen hemen her bölümünde paralel evrenlerde yaşanan olaylar konu ediliyor. Hatta 2009 yılında gösterime giren Zachary Quinto ve Chris Pine’nin rol aldığı Uzay Yolu isimli film, Uzay Yolu serisinden ayrı bir evrende geçiyor. Ayrıca pek çok çizgi roman da paralel evren fikrini benimsemiş durumda.

Çoklu Evrenler Nasıl Oluşuyor?

  • Karadelik

Karadeliklerden yeni evrenler türetilebileceği yönünde teoriler bulunuyor.

  • Yarık

Bu konudaki teoriler tekillikle beraber evrende çok büyük bir yarık açıldığını düşündürüyor.

  • Olay Ufku

Karadelikte yer alan bu bölgede kütlenin çekimi o kadar güçlü ki herhangi bir şeyin bu çekimden kaçabilmesi olanaksız gibi görünüyor.

  • Tekillik

Karadelikte kütle çekiminin sonsuz büyüklükte var olduğu bir tekillik bulunuyor.

  • Besleme

Bu konuda alternatif teorilerden biri ise, bazı maddelerin karadelikler tarafından yutulduğu ve farklı evrenlere besinin bu şekilde sağlandığı yönünde.

  • Şişme

Ortaya çıkan yeni evren, kozmik şişme dediğimiz bir olayla hızlı bir şekilde şişmeye devam ediyor.

  • Ölüm

Karadeliğin çökmesiyle beraber yeni bir evren meydana geliyor.

Oluşan her bir evrenin kendine özgü fizik kuralları oluşuyor ve bunlardan yalnızca bir kısmı oluşmaya devam edebiliyor. Tartışılan ve üzerinde araştırmaların sürdüğü bu konu hala bir teoriden ibaret, gerçekliğiyle ilgili herhangi bir delil bulunmuyor.

Robert Grosseteste
Robert Grosseteste

Bir Ortaçağ Filozofunun Paralel Evren Rüyası

Çoklu evrenlerin varlığı konusu uzunca bir süredir modern kozmologların ilgisini çekiyor. Üstelik bu ilginin kaynağı, istem dışı bir şekilde olsa da Ortaçağ’a dayanıyor. Latince metinleri tercüme eden bilim insanları, bunları modern matematiğe göre uyarladıklarında, metni kaleme alan İngiliz filozofun bugünden yaklaşık 800 yıl önce çoklu evrenlerle ilgili fikirlere yer verdiğini fark ettiler.

Bu alanda araştırma yapan bilim insanları, ünlü filozof Robert Grosseteste’den De Luce (Işık Hakkında) eserini İngilizceye tercüme etti. Grosseteste’nin neyi anlatmak istediğini anlayabilmek için metinde yer alan fikirleri matematiksel denklemlere çevirdiler. Bir grup bilim insanı elde edilen denklemlerin bilgisayar kullanarak çözümledi ve filozof Robert Grossteste’nin anlattığı bu evreni anlamaya çalıştı.

O dönemlerde baskın kozmolojik modeli ünlü filozof Aristo geliştirmişti. Gezegenlerin iç içe bulunduğunu ve Dünya’nın ise bu düzenin merkezinde yer aldığını söyleyen Aristo, bilime ışık tutmuştur. Grosseteste ise, içinde yaşadığımız evrenin dışarı doğru itici bir patlamayla meydana geldiğini, ışık ve maddenin yalnızca tek bir noktadan çıkıp yayıldığını öne sürmüştür. Bu fikrin Büyük Patlama teorisine çok benzediğini görüyoruz. Fakat Grosseteste’nin yaptığı açıklamalar yalnızca iç içe geçen küreler varsa muhtemel.

Ortaçağdan Günümüze Uzanan Kozmik Serüven

Ortaçağda bu konuya yoğunlaşan filozof çözülmesi gerekeni fark etti ve bunun için kusurlu bir Dünya ve 9 tane kürenin sebebini anlayabilmek için ortaya bir fikir attı. Tıpkı bugün var olan modern kozmoloji uygulamaları gibiydi. Şu an kozmosun kökenini anlayabilmek için kuantum mekaniği ve genel görelilik mekaniği konuları üzerinde duruluyor fakat ne yazık ki ikisi de karanlık enerji ve karanlık maddeyle ilgili fikir veremiyor. Yani günümüzdeki modeller yalnızca belli başlı değerlerde işe yarıyor. Belirlenen bu değerler değiştirilir de rastgele değerler referans alınırsa yapılan tüm açıklamaların dengesi bozuluyor.

Bahsi geçen şartları sağlayabilmek için bilim insanları çoklu evrende yaşadığımızı varsayıyor. Bu şekilde düşününce elde edilen herhangi bir veri yaşadığımız evrene ait değilse farklı bir evrenin varlığı güçlenir. Buradaki gibi Grosseteste’nin modelinde bulunan parametreleri düzenlersek, Dünyamızın çevresinde pek çok sayıda küre olduğu görülüyor. Grosseteste, De Luce’de çoklu evren kavramını direkt olarak ele ele almasa bile ünlü filozof, var olan modellerin olabilecek her türlü çözümü karşılayamadığını dolayısıyla muhtemel çok fazla sayıda sonuç olduğunu öne sürmüştür.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.